En Son Tweetler:
İstanbul'dan ve Montreal'den türlü izlenimler, melodiler, fotoğraflar ve fraktallar içerir. Bunların arasında yer yer nöronlar, garip döngüler, bilince dair kafa karışıklıkları ve kognitif bilim denilen geniş alanın orasından ve burasından hayata dair düşünceler de bulunması muhtemeldir.
Sayfa, Queen'in I'm Going Slightly Mad şarkısında geçen muz ağacından ötürü tavşanın suyunun suyu olarak kendine böyle bir isim bulmuştur. Hikaye anlatmaya değmeyecek kadar uzun, fakat isim her şeye rağmen yazar için değerli olduğundan buraya kısa bir not düşülmüştür.
evet herkez, çünkü fuck the police, adeta batının anarşizmini aldım.
fransızların dallama olduğunda tüm dünya hemfikir sanıyorum. fakat adamlar sivil itaatsizlik işini biliyor yalnız, onu bir diyeyim de… aylardır usanmadı adamlar, 2500 öğrenci tutuklandı, ileri demokrasiye geçilip insan haklarına aykırı yasalar falan çıkartıldı, her gün değişip dönüşüp meydana çıkıyor protestocular. hepsi de öğrenci üstelik, harçları dönem başında kuzu gibi yatırdıktan sonra harç zammı eylemine kalkıştı adamlar paraların yanması pahasına. ülkenin geri kalanının tahammülsüzlüğüne ve tehditlerine rağmen en ufak bir tereddüt göstermiş de değiller. yeni moda da bireysel protestolar. 50 kişiden fazla kişinin bir araya toplanmasını illegal sayıp herkesi tutuklama hakkını saklı tutan montreal polisine karşı herkes balkonundan ve arka bahçesinden tencereyi tavayı birbirine vurmaya, çöp kutularıyla ritm atölyesi kurmaya falan başladı. durum bu burada.
mezuniyet arifesi öğrenci vizemi bi tarafıma sokacak olmasalar gidip fotoğraf çekicem, eylemlere katılıcam falan ama yemiyor açıkçası. spelling anarşizmiyle sınırlıyım şimdilik. buradan türkiye politikası hakkında ahkam kestiğim gibi, istanbul’a döndüğümde de quebec politikası hakkında ahkam keseceğim elbet. bekleyin beni anacığım.
Azericeye ve Azeri kültürüne zaman zaman güldüğümü, türlü esprilere alet ettiğimi, hatta sırf bu sebeple Bakü’den bir Azeri rap albümü bile aldığımı inkar etmeyeceğim. Ama elin Kanadalısı Eurovision izlerken (ki bu çok ayrı bi mevzu zaten) “ahahah city of culture demiş ahahah” diyince kanıma dokundu lan. Azerinin bokunu yiyin siz.
Bi de oralarda olsam her gün küfredeceğim memlekete uzak kalınca zaten bi garip hasret çöktü üstüme, biraz daha zorlarlarsa Turancı olup dönücem adeta. Frankfurt-İstanbul uçağındaki sevgili gurbetçilerle tanış olunca tamamen yok oluyor o hasret gerçi, ama bir gün o yolculuğun dahi düzeltemeyeceği derecede sıyırmış olarak dönersem bi silkeleyin beni, olur mu?
Bu yazıyı ben değil Dəyirman bitirecek. Buyrun.
biri bana bunlardan bi pazar kahvaltısı hazırlasa ya..
(Kaynak: wnycradiolab, blamoscience gönderdi)
Romozom - Kal (http://grooveshark.com/s/Romozom/2E8Xkx?src=5)
Ultra Fractal :)
Fuat Güner Salı günleri 10-12 arası TRT FM ve TRT Müzik’te eş zamanlı böyle canlı akustik müzik programı yapıyor. Okyanus ötesinden üşenmeyip açıp dinliyorum, en sevmediğim adam çıksa müziği akustik olunca güzel geliyor çünkü.
Multitap’le bu vesileyle akustik tanışmam da çok hayırlı oldu. Elektronik sesleri ve müziği sevmediğimi söylerken kendimi 70 yaşında hissediyorum fakat yapacak bir şey yok. Akustik olunca kat kat iyi oluyor işte müzikleri, bu böyle. Şarkıların orjinallerini sonradan duydum, beğenemedim bir türlü. Açıp açıp bu kayıtları dinliyorum şimdi.
Grubun kendisine ve şarkı sözlerine çok karışık duygular besliyorum. Bir sempatiklik var fakat bir yandan şımarık hipster gençliği o kadar isabetli bir şekilde temsil ediyorlar ki, asla koşulsuz bir sempati duyamıyorum (bunu da bir tumblr blogunda yazdığımın farkındayım, evet). Biraz zaman vermeye karar verdim, bakalım.
Sokakta kendi kendine konuşan deli bi hatundan duydum bugün, “sweet place that you can never call home”. O nereye söyledi bilmiyorum da ben Montreal’e çok yakıştırdım. Cuk oturmuş.